Sohbet Odası

Dadaloğlu Derki;

Dumanlıdır Aladağ'ın alanı
Ortasında sarı çiçek savranı
Yiğit durağı da arslan yatağı
Dilberlerin hep de böyle ola mı?

Pınarında bir yenice sağlık var
Çimeninde ıstar görmüş yağlık var
Kızlarında bîr başkaca ağlık var
Irmağı da şu dağların ala mı?

Koçyigitler cirit oynar dölekte
Geyikleri yaylım eder yaylakta
Bir koku var toprağında, ırmakta
Gözüm yaşı davarında kala mı?

Dadal'ım der bin bir dağı gezerim
Aladağ'da bir yapılı gözerim
Hak vergisi şıvgaların ezerim
Bağışla gör mor sümbüllü Ala'mı?
Dadaloğlu

Beyler Nic'oldu

Payas-Dörtyol yöresinin derebeyleri Küçük Ali Oğulları'dır. Burası aynı zamanda İstanbul-Mekke yolu üzerindedir. Bu yolun denetimi Küçük Ali Oğulları'nın elindedir. O kadar ki Küçük Ali Oğulları "huccac-ı kiramdan" (hacca giden soylulardan) bile bac alırlardı. Şiire konu olan Mıstık Paşa, Küçük Ali Oğullarından Halil Paşa'nın küçük oğludur. Ağabeyi Dede Bey'in, Adana valisi Beylanlı Mustafa Paşa tarafından idam edilmesi üzerine Payas sancağı Adana beylerinin eline geçmişti. Mıstık Paşa o zaman henüz çocuktu. Kadınlar arasında gizli olarak yaşadı. Valide Sultan hacca giderken gösterdiği konukseverlikten dolayı affa uğradı. 16 yaşında paşalık rütbesi verildi.


Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa ile savaştı. Sonra da onunla anlaşarak Payas sancağını tekrar ele geçirdi. Fırka-i Islahiye zamanında, Adanan'dan konuk olarak gelen bir tabur asker tarafından kendilerine ikramda bulunurken, hile ile yakalandı. İstanbul'a sürgün edildi, oradan da Niş'e gönderildi.

Mıstık Paşa'nın sürgünü ile Küçük Ali Oğulları'nın sonu gelmiş oldu. O'nun sürülmesiyle yurdu, yuvası harap hale geldi. Dadaloğlu'nun Mıstık Paşa'yı çok sevdiği bu şiirden de belli oluyor.

Yine tuttu Gâvur Dağın boranı
Hançer vurup acarladın yaramı
Sana derim Mıstık Paşa öreni
İçindeki bunca beyler nic'oldu

Çınar, sana arka verip oturan
Pöhrenk ile sularını getiren
Yoksulların işlerini bitiren
Samur kürklü koca beyler nic'oldu

Tavlasında Arap atlar beslenir
Konağında baz şahinler seslenir
Duldasında nice yiğit yaslanır
Boz kıratlı yüce beyler nic'oldu

Gidip Kar-Beyaz'dan sular getiren
Dört yanında meyvelerin bitiren
Çınar, sana arka verip oturan
Havrana'lı büyük beyler nic'oldu

Sabahaca kandilleri yanardı
Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
Ha deyince beş yüz atlı binerdi
Sana inip konan beyler nic'oldu

Mıstık Paşa gitmiş odası yaslı
Hatunları vardı hep turna sesli
Top top zülüflü de İstanbul fesli
Usul boylu hatunların nic'oldu

Saçı altın bağlı fesler sırmalı
Lâhuri şal giymiş gümüş düğmeli
Gözleri kudretten siyah sürmeli
Mor yelekli güzellerin nic'oldu

Derviş Paşa yaktı yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınımız geçmez akçe tunç oldu

Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan neyler
Bin yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimden geri yaşaması güç oldu

Dadaloğlu