Musul Atabeyleri (1127-1262)

Afşarlar ilk olarak XI. yy sonlarına doğru Aksungur idaresinde Suriye’ye gelmişlerdir.  Aksungur Oğuzların Afşar boyu beylerinden Alturgan Bey’in oğludur.  Aksungur’un Kıpçak asıllı olabileceği söylenirken , kesinlikle Afşar olmadığı da iddia edilmektedir.  Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah’ın memluku olan Aksungur, idaresindeki Afşarlarla birlikte önce Alparslan’a ve onun ölümüyle Melik-Şah’a bağlı bulundu. Melik-Şah’ın Suriye seferine katıldı. 1085 yılında Musul’u ele geçirerek Ukayli Hanedanlığı’na son verdi. Halep’in fethi sonucu Kasımü’d-devle unvanı ile Halep valiliğine getirildi (1087). Melikşah Suriye’nin yönetimini kardeşi Tutuş’a bırakarak onu Mısırdaki Fatımilere karşı seferle görevlendirdi. Aksungur ile Urfa emiri Bozan’ın kuvvetleriyle Tutuş’a katılmalarını istedi. Ancak, ordu Trablus-Şam’a gelince Tutuş ile arası açılan Aksungur ordudan ayrıldı. Tutuş ise seferden vazgeçip geri dönmek zorunda kaldı. Melik-Şah’ın ölümüyle (1092) saltanat mücadelesine atılan Tutuş önce Halep üzerine yürüyerek Aksungur’u itaat altına aldı. Fakat Tutuş’la arası bozuk olan Aksungur, Bozan ile birlikte Selçuklu tahtının asıl varisi olan Berkyaruk’un tarafına geçti. Tutuş, Berkyaruk ile savaşı göze alamayıp Suriye’ye döndü. Bir müddet sonra Halep’e gelerek kritik bir zamanda kendisine ihanet ettiğini düşündüğü Aksungur’a savaş açtı. Berkyaruk’tan yardım göremeyen Aksungur yenilerek Tutuş tarafından öldürüldü.
Aksungur’un ölümüyle yerine oğlu Musul Atabeyliği’nin kurucusu olan Zengi’nin geçtiğini görüyoruz. Irak Selçuklu Sultanı Mahmut, Zengi’yi 1127’de Musul Valisi ve iki oğluna Atabek tayin etti. Zengi bundan sonra İmade’d-Din lakabıyla anılmaya başlandı. Zengi Musul’a hakim olunca büyük ve güçlü bir Türk devleti kurmaya çalıştı.  Bu dönemde İslam dünyası Haçlı Seferleri ile uğraşıyordu. Zengi, Haçlılar ile tesirli mücadelenin ancak siyasi birlik ile mümkün olacağını idrak eden ilk Türk devlet adamıdır.  Bu sebeple Sincar, Habur ve çevresini, Nusaybin ve Harran’ı ardından da Halep’i ele geçirdi (1128). 1130’da Hama’yı aldı. Aynı yıl, Artukluları yenerek Kuzey Suriye ve Güney Doğu Anadolu’da hakimiyetini sağlamlaştırdı. Daha sonra Türkmenlerin yaşadığı Şehr-i Zor (Kerkük) bölgesini (1139) ve Kürt reislerini yenerek Hakkari civarını egemenliği altına aldı. Günümüzde Irak’ın kuzeyinde sınırımıza yakın olan İmadiye şehrini o kurmuştur.
Artukluları tekrar yenerek Amid’e (Diyarbakır) girdi ve adına hutbe okunmak suretiyle şehri geri verdi (1141). Akabinde Böri Atabeyliğine de hakimiyetini kabul ettirdi. Haçlılar ile mücadelesine gelince, 1130’da Kudüs Kralının da olduğu Haçlı kuvvetlerini yenerek Esarib kalesini zaptetti. Savar komutasındaki ordusu Kudüs Kralı Foulque idaresindeki Haçlıları ikinci kez mağlup etti (1137). Ardından ülkesini ikiye ayıran ve önemli ticaret yolları üzerinde bulunan Urfa Haçlı Kontluğunu fethetti (24 Aralık 1144). Urfa’nın düşmesi II. Haçlı Seferi’nin yapılmasına sebep oldu. Zengi, Selçuklular ve Abbasi halifeleriyle de zaman zaman bozuşmuş olsa da genelde iyi ilişkiler kurmuştur.  Görüldüğü gibi o bir taraftan Mezopotamya ve Kuzey Suriye’yi tek hakimiyet altında birleştirirken, bir taraftan da Haçlılara karşı başarılı savaşlar yaptı. Bu yolda İslamlığın zinde kuvvetleri olan Türkmenlerden geniş ölçüde faydalanmasını bildi. Zengi Ukayliler’in elinde olan Caber kalesini kuşatıp teslimini beklediği sırada muhafızlardan biri tarafından öldürüldü (1146).  Ölümünden sonra ülkesi ikiye bölündü. Halep merkez olmak üzere  Suriye’de Nureddin Mahmut, Musul merkez olmak üzere El-Cezire de Seyfettin Gazi hükümdar oldular. Ailenin üçüncü bir şubesi ise elli yıl kadar Sincar’da hüküm sürmüştür.

{loadnavigation}

Şumla ve Devleti (1155-1195)

XI. yy sonları ile XII. yy başlarında Avşarlar, Arslan kumandasında İran’ın Huzistan bölgesine gelmişlerdir.  Onlar buraya Moğol Kara-Hıtayların Türkistan’da egemenlik kurmaları ve baskı yapmaları sonucu Deşt-i Kıpçak’tan (Seyhun boyları) buraya (Salurlar ile beraber) göç etmişlerdi. 1135-36 yıllarında Huzistan’da kalabalık sayıda Türkmen yaşamakta idi ve içinde büyük bir Avşar topluluğu vardı. Avşarların başında Arslan oğlu Yakup bulunuyordu. Avşarlarla birlikte gelmiş olan ve Kuh-Giluye’de yaşayan Salurlardan Mevdud oğlu Sungur 1149’da Şiraz’ı alarak Salgurlu Devletini kurdu.  Yakup Bey, Sungur’un elinden Fars bölgesini almak ve O’nu kendisine tabi kılmak için bir kaç kez Sungur’un üzerine yürümüşse de bozguna uğramıştı. Yakup Bey’in ölümünden sonra Afşarların başında Şumla’yı görüyoruz. Şumla’nın asıl adı Ay-Doğdu, babası ise Küş-Togan idi. Şumla, Yakup Bey zamanında Huzistan ile Luristan’ın bir kısmını idare ediyordu.  Onun zamanında Afşarlar önemli bir güç haline geldi. Öyle ki; ünlü emirlerden, Selçuklu sultanı Mesut’un hacibi (beylerbeyi) Has Beğ, Azerbaycan’da oldukça güçlü olan Afşarların desteğini alabilmek için, Şumla ile dostluk kurmuş ve konumunu güçlendirmeye çalışmıştı.  Şumla’da O’nun emiri olmuştu. Has Beğ öldürüldüğü zaman zekasıyla kendini kurtardı ve tekrar Huzistan’a geldi. Ancak, yokluğunda Selçuklulardan Melik-Şah bölgeyi ele geçirmişti. Üstelik Abbasi halifesi de burayı almak istiyordu. Şumla hemen harekete geçti. Önce Halife ordusunu yenip kumandanını esir aldı. Ardından Bağdat’a elçi gönderip özür diledi. Abbasilerle meseleyi hallettikten sonra Melik-Şah’ı bölgeden çıkararak tek başına egemen oldu.  Şumla, Lur denilen Kürtleri (Bu Kürtler kendilerine Güllü derlerdi. Türkistan’ın Lolan kentinden gelmişlerdir. Lurların içinde Afşar, Beğdili, Çağatay, Karabağlı gibi Türkler de vardır) destekleyerek Kuzey ve Batı Luristan’da küçük bir Atabeyliğin (1184-1597) temellerini attı ve bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı.

1156’da Selçuklu Sultanı Muhammet halifeyle bozuşup Bağdat’ı kuşatınca, Halifenin çabalarıyla Melik-Şah isyan etti ve Hemedan’da bağımsızlığını ilan etti. Şumla, Melik-Şah taraftarı olarak Hemedan’a geldi. Ertesi yıl Şumla halifenin emiri Kaymaz’ı yenerek tutsak etti ve O’nu Sultan Muhammet’e gönderdi. Bunun üzerine Halife Şumla üzerine ordu sevk ettiyse de Şumla bu orduyla savaşmadı. 1159’da ülkesiz kalan Melik-Şah, Huzistan’a girerek Şumla’yı yendi ve ardından Fars’a girip Zengi’yi de (Salgurlu) teslim aldı. Şumla ve Zengi Melik-Şah’a bağlanarak en yakın emirleri oldular. Aynı yıl Sultan Muhammet’in ölümüyle tahta çıkmak için Şumla ve Zengi ile birlikte Isfahan’a gelen Melik-Şah, zehirlenerek öldürüldü.

Selçuklu tahtına Arslan-Şah geçti Şumla, Zengi ile birlikte Arslan-Şah’ı metbu tanıdı ve Melik-Şah’ın oğlunun Atabeği oldu. Şumla’nın yeğeni Şenka-Oğlu, dünürü olan Basra valisinin halifece öldürtülmesine kızarak Basra ve Vasıt’ı yağmaladı (1166). Halifenin Vasıt valisi Kutlu-Pars Şenka-Oğlu’nun üzerine yürüdüyse de yenildi ve öldürüldü. Şenka-Oğlu ertesi yıl Basra’yı tekrar yağmaladı. Şumla da Bağdat civarına gelip halifeden toprak istedi. Ancak yeğeni Kılıç’ın halife kuvvetlerine yenilip esir olması üzerine geri döndü. 1169’da Salgurlu Zengi’nin askerlerine kötü davranması sebebiyle askerler Şumla’yı ülkeye çağırdılar. Şumla Zengi’yi yenip Fars’a sahip olduysa da halka kötü davranması ve yeğeni Şenka-Oğlu’nun ülkeyi yağmalaması üzerine tepki çekti ve Fars’ı terk etmek zorunda kaldı.

Huzistan ve Ahvaz’a hakim olan Şumla Nihavend’i de ele geçirmek istiyordu. Selçuklu Atabeği İl-Deniz’den para karşılığı burayı istedi ancak alamadı. 1175’te İl-Deniz’in ölümü sonrası Şenka-Oğlu Nihavend’i zaptetti. Ertesi yıl Şenka-Oğlu Bağdat taraflarında halife kuvvetlerine yenilip öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şumla bazı Türkmenler üzerine yürüdü. Atabek Pehlivan’dan yardım alan Türkmenler Şumla’yı yenip kardeşi ve yeğeni ile birlikte esir ettiler. Şumla birkaç gün sonra aldığı yaraların tesiriyle öldü (1176).
Şumla cesur, zeki ve dirayetli bir şahsiyet idi. O bu meziyetleriyle Huzistan ve komşu bazı yörelerde Luristan’ın bir kısmını da içine alan bir beylik kurmuştu. Şumla’dan sonra yerine oğlu Şerafeddin Emiran geçti. Selçuklu sultanı Arslan-Şah’ın ölümü üzerine kardeşi Muhammet, Emiran’ın teşvikiyle tahta çıkmak için Isfahan’a gitti. Kaymaz oğlu Kavşut ve bazı emirler Muhammet’i destekledilerse de Atabek Pehlivan Muhammet’i yendi. O da Emiran’ın yanına kaçtı ancak Pehlivan’dan çekinen Emiran O’nu ülkeye almadı. Bu hareketiyle Pehlivan’ın memnuniyetini kazandı. Onun döneminde uzun bir süre Şumla oğulları ile ilgili bir bilgiye rastlanmıyor. Bu, ülkenin sakin bir barış dönemi yaşaması ve siyasi olaylara karışmaması ile ilgili gözüküyor. Emiran’dan sonra başa geçen Su-sıyan’ın ölmesiyle (1194) oğulları Ali ve Nasreddin arasında çıkan taht kavgasında Ali başa geçti. Kardeşinin halifeden yardım istemesi beyliğin sonunu getirdi. 1194-95’te Halife ordusu Huzistan’ı işgal etti ve Şumla ailesini toplayıp Bağdat’a götürdü. Böylece bu beylik tarihe karıştı. Afşarların Huzistan ve Luristan’da 42 kaleleri vardı. Şumla oğulları’nın para kestirdikleri de biliniyor.

{loadnavigation}

Karamanoğulları Devleti - 1 (1250-1487)

Oğuzların Afşar boyundan olan  Karaman aşireti ve Karaman-Oğulları, Orta Anadolu’nun güneyinde kurulmuş olup, Anadolu Türkmen beyliklerinin Osmanlılardan sonra en büyüğü ve devamlısıdır. Karaman tahtı beylikten ziyade bir devlet sayılmıştır. Ana kütlesi Afşarlara dayanan devlet, Üç-Oklardan Turgut, Bayburt, Kusun, Gögüz, Varsak, Salur ve Kaçarlar ile Türkleşmiş Samagar, Çaygazan ve Barımbay gibi Moğol oymaklarını da çevresine toplamıştı.
Karaman oymağının bir kısmını 12. Asır ortalarında Maveraü’n-nehir’ de, bir kısmını da Kara-koyunlu obası olarak Azerbaycan bölgesinde (Arran, Gence, Berdaa) görmekteyiz   ve varlıkları günümüze kadar gelmiştir.
Diğer bir kısmı ise Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat tarafından (1228) Ermenek tarafına yerleştirilmiştir. Bu sırada uçlarda bulunan Türkmenlerin çoğunluğunu Karamanlılar oluşturuyordu.  Karamanlılar bundan önce Sivas tarafında bulunuyorlardı.  Bu sırada Karaman Aşiretinin reisi olan Sadeddin oğlu Nureddin (Nure Sofi 1230-55), Babai tarikatına girmiş ve Selçuklular ile savaşmıştı. (Selçuklu ve Osmanlı tarihçileri düşman oldukları Karamanlıları kötülemek ve aşağılamak maksadıyla Nure Sofi’yi Ermenek’te kömürcülük yapan Ermeni dönmesi olarak tanıtmışlardır. Bu iddiayı ilk söyleyen ise Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibi’dir. Halbuki biz Nure Sofi’yi aristokrat bir Türkmen beyi olarak tanıyoruz. ) Bir Babai şeyhi olarak Türkmenler üzerinde nüfuzunu artırmış; Hıristiyanlardan Ereğli’yi alarak başkent yapmış ve Silifke’ye saldırarak tekfurunu öldürmüştür.
Bu tarihlerde (1254) Karamanlılara mensup olan Afşar Beyi İslam Beyin Silifke-Mersin arasındaki Cracca şehrini (Kız kulesi) yağma ettiğini onun ölümünden sonra da Sarum Beyin tekrar şehre akınlar düzenlediğini görüyoruz ki  bu Afşarlar, Karamanlılara mensup veya 1250 yılında Maraş Dağlarında sakin olan ve İç-El taraflarına doğru yağma hareketlerine girişen Avşarlardan  olabilirler. (Maraş bölgesi Türkmeni olan Ağaç-Eri’lerin de 1258 yılında Maraş’tan İç-El ve Antalya’ya doğru akın yaptıklarını görüyoruz). Nure Sofi, tahmini 1255’te ölünce yerine Karaman Bey geçmiştir. Karaman Bey, Ermenek, Mut, Gülnar ve Silifke’ye saldırdı, Ermenek’i alarak burasını başkent yaptı. Karamanlıların etki alanlarının genişlemesi Selçuklu Sultanı IV. Kılıç Arslan’ı rahatsız etti.  Onlarla akrabalık kurarak Larende (Karaman) kalesini verdi. Ancak, uç beylerinden bazılarının cezalandırılmasından dolayı endişeye kapılan Karaman Bey, kardeşleri Zeyne’l-hac ve Bunsuz ile birlikte 20.000 kişilik bir kuvvetle Konya üzerine yürüdü. Muinüddin Pervane komutasındaki Selçuklu ordusu Karamanlıları Gevele kalesi önlerinde yendi. Karaman kaçtıysa da kardeşleri yakalanıp Konya’da idam edildi.  Karaman Bey, yaklaşık 1262’de öldü ve yerine oğlu Mehmet geçti. Selçuklular ise Karaman ve Ermenek bölgesine vali olarak Bedrettin Huteni’yi atadılar.
Mehmet Bey, bu esnada isyan eden Hatiroğlu ile birleşerek Selçuklulara karşı faaliyete geçti ve üzerlerine gönderilen Huteni idaresindeki Selçuklu-Moğol ordusunu ani baskınla Göksu civarında yendi. Emir-i Sevahil Hoca Yunus ta Mehmet Bey’e yenilmekten kurtulamadı.  1273 yılında Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa’ya destek vererek Konya’yı ele geçirmesini sağlamış, Muhlis Paşa altı ay hüküm sürdükten sonra hakimiyeti Karamanlılara devretmiştir.

{loadnavigation}

Karamanoğulları Devleti -2 (1250-1487)

Mehmet Bey, Anadolu’nun Moğol işgalinden kurtulması için Memluk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya çağıran ve onun yanında yer alan beylerden birisiydi.  Baybars, vezir Pervane’nin iki yüzlü siyasetinden dolayı ülkesine dönünce, Mehmet Bey, Menteşe ve Eşref-Oğlu Türkmenleriyle birlikte Konya üzerine yürüdü. 13 Mayıs 1277’de Konya’yı işgal ettiğinde, yayınladığı meşhur fermanı ile Türkçe’yi resmi dil ilan etmiştir. Bu fermanda ”Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste, meydanda, çarşıda ve pazarda Türkçe’den başka bir dil konuşulmayacak ve kullanılmayacaktır” diyerek, resmi devlet işlerinde kullanılan Arapça ve Farsça’nın hakimiyetine büyük bir darbe vurmuştur. Bu ferman Türk kültür tarihinin en büyük hadiselerindendir ve her yıl 13 Mayıs günü Karaman’da Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Erol Güngör, bu fermanın Mehmet Beyin milliyetçiliğinden değil de cahilliğinden kaynaklandığını söyler. Ona göre, Mehmet Bey okur-yazar olmadığı için eksiklik duymuş, Arapça-Farsça konuşulan devlet makamlarında olup biteni anlamak, tahsilli kesimin etkinliğini ortadan kaldırmak için bu yola baş vurmuştur.  Ancak dilin bir milletin hayatındaki yerini düşünürsek bu suçlamanın haksız olduğunu söyleyebiliriz. Mehmet Bey, akabinde II. Keykavus’un oğlu olarak tanıttığı Alaaddin Siyavuş’u Selçuklu tahtına çıkardı ve kendisi de vezir oldu (15 Mayıs 1277). Ancak Akşehir civarında aralarında Germiyanlıların da bulunduğu Sahip-Ata Oğulları idaresindeki bir orduyu yendikleri sefer dönüşü Konyalılar Karamanlıları şehre sokmadılar.  Bunda Siyavuş’un kendini bir lider olarak halka kabul ettirememesi yatar. Bunun üzerine Mehmet Bey, Ermenek’e çekildi. Cüveyni idaresindeki bir Selçuk-Moğol ordusu bölgeye geldi. Mehmet Bey, bu ordu karşısında yenildi ve yakalanarak kardeşleri ile beraber öldürüldü (1277). Bu olay bir süre Karamanlıları sindirdi.
Mehmet bey, Moğol işgali altında olan Anadolu’nun kurtulması için isyan bayrağı açan ve bu sebeple Selçuklu ve Moğol orduları ile ölene kadar çarpışan bir mücadele insanıdır. Moğollarla bir kaç defa savaşmış ve iki defasında da yenmiştir. Gazan Han’ın şöyle söylediği rivayet olunur : “Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa idi, Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi”.
Mehmet Bey’den sonra Karamanlıların başına kardeşi Güneri geçti. Selçuklular arasındaki taht kavgasına karıştı ve bir süre sonra Ermenilere ait Tarsus’a sefer yapıp burayı tahrip etti (1286). Ancak Ermenilere yardıma gelen Moğollar karşısında tutunamayıp dağlara çekildi. Güneri Bey’in 1300’de ölümü üzerine yerine kardeşi Necmeddin Mahmut, onunda 1308’de Ermenilerle çarpışırken ölmesiyle Yahşi Bey geçti.
1308’de Anadolu Selçuklularının çökmesi ile Karaman-Oğulları Anadolu’da en kuvvetli beylik olarak ortaya çıkmış ve Selçukluların yerine geçmek için büyük mücadeleler vermiştir.  Yahşi Bey’in Konya’yı işgal ederek başkent yapması üzerine Emir Çoban idaresinde bir Moğol ordusu Anadolu’ya gelip Konya’yı geri aldı. Yahşi Bey’in ölümünden sonra Mahmut’un oğlu İbrahim Bey oldu. Onun zamanında tekrar Konya ele geçirildi. 1319’da Tarsus Ermenileri üzerine sefer yaptı. 1328’de Moğol İlhanlıların Anadolu valisi Timurtaş ölünce Türkmenler rahat bir nefes aldı. İlhanlıların çökmeye başlaması üzerine Karamanlılar topraklarını genişletmeye başladı. Beyşehir alındı. Gevele kalesine kadar olan yerler ele geçirildi. İbrahim’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Fahreddin Ahmet Moğollar ile savaşırken öldü (1350). Ondan sonra kardeşleri Süleyman ve Şemseddin kısa süreli hükümdar oldular (1352). Daha sonra Burhaneddin Musa bey oldu. Bu dönemde başkent Mut’a taşındı. Musa’nın yerine Seyfeddin Süleyman geçtiyse de öldürüldü (1361). Böylece Karaman tahtına Alaaddin Ali geçti.
1362’de başa geçen Alaaddin  Ali Bey zamanında, ilk Osmanlı-Karaman münasebetleri başladı. Selçuklu varisi olarak kendilerini gören her iki tarafın menfaatlerinin kesişmesi, Ali Beyi Osmanlılara karşı Eretna ve diğer Türkmen beyleriyle ittifaka zorladı. Ancak Osmanlı sultanı I. Murat, bu girişimi engelledi.  Ali Bey, daha sonra Kıbrıslıların elindeki Gorigos (Kız kulesi) üzerine yürüdüyse de geri çekilmek zorunda kaldı ve Kıbrıs Krallığı ile antlaşma yaptı (1367). Çevredeki beyliklerin topraklarından bazı yerler zaptetti ve Kayseri’ye baskın yaparak Eretnalılardan Ali’yi Sivas’a kaçırttı. (1375). Ancak, Kadı Burhanettin, Ali Beyi geri çekilmeye mecbur bıraktı (1376). Bu sırada Osmanlılar ile Karamanlılar ilk kez karşı karşıya geldi (1381). Ali Bey, Kayınbabası Murat I.’in Rumeli’de olmasından yararlanarak Beyşehir’i aldı. Murat I., Karamanlılar üzerine yürüyerek Ali Beyi yendi. Aldıkları yerleri geri vererek sulh yapıldı (1387). Murat I.’in Kosova’da şehit düşmesiyle antlaşmayı bozarak Osmanlı’ya saldırdı (1389). Ancak Bayezid I., Konya’yı muhasara etti ve Çarşamba Suyu sınır olmak üzere tekrar anlaşma yapıldı (1390). Timur’un Doğu Anadolu’da görünmesiyle Ali Bey, ona tabi oldu (1394). 1396’da Kadı Burhanettin ile uğraşan Ali Bey, Bayezid I.’in Rumeli’de bulunmasını fırsat bilerek Osmanlı topraklarına girdi. Bunun üzerine Bayezid I., Karaman Seferine çıkarak Akçay’da Ali Beyi yendi. Sonra Konya’yı alarak Ali Beyi öldürttü, oğulları Ali ve Mehmet Beyleri de Bursa’ya gönderdi. Böylece Karaman Devleti ortadan kalkmış oldu (1397).

{loadnavigation}

Karamanoğulları Devleti -3 (1250-1487)


Bayezid I., Timur ile yaptığı Ankara Savaşı’nı kaybedince, Ali ve Mehmet Beyler Bursa’da hapisten çıkartıldılar. Timur, onlara Karaman ülkesini ve Alaşehir’i vererek beyliği tekrar diriltti (1403). Mehmet Bey tahta çıkarken, Ali Bey, Niğde emiri oldu. Mehmet Bey, Fetret Devri’nde Osmanlıların arasındaki taht kavgasından yararlanarak Afyon ve Kütahya’ya girdi (1411).  Germiyanlılara saldırıp Bursa’yı tahrip etti (1413). Bunun üzerine Çelebi Mehmet Karamanlılar üzerine yürüyerek onları Konya önünde yendi (1414). Tekrar savaşılmasına rağmen 1415’te sulh yapıldı.

Mehmet Bey, 1417’de Memluk Sultanı Şeyh adına kestirdiği paralarla Kahire’ye gelerek Memluklere itaatini bildirdi. Ancak, Mehmet Bey, Ramazan-Oğullarıyla birlikte Memluk toprağı olan Tarsus’a saldırınca Memluklerle arası açıldı. Şeyh, Türkmenlere gözdağı vermek ve onları itaat altına almak için Divriği’ye kadar uzanan Suriye Seferine çıktı. Tarsus ele geçirildi. Ardından Darende’de düştü. Esirler arasında Mehmet Beyin oğlu Davut’ta vardı. 6 ay sonra Mehmet Bey, Ramazan-Oğlu İbrahim ile birlikte Tarsus’u kuşattı ancak alamadı (1418). Bir müddet sonra Tarsuslular Memluk valisi Şahin’den memnun olmadıkları için Karamanlıları davet ettiler ve şehri teslim ettiler. Bunun üzerine Şeyh, Karaman üzerine ordu gönderdi. Bu ordu Niğde, Ereğli, Larende’yi aldı (1419). Karaman Beyliği ise Ali Bey’e verildi. Mehmet Bey, Kahire’ye gönderildi. Osmanlıların yardımıyla Mehmet Bey’in oğlu İbrahim Karaman tahtına geçti. Ali Bey, Niğde’ye çekildi. Bunun üzerine Memlukler Mehmet Beyi serbest bıraktılar. Mehmet Bey, tekrar Karaman tahtına çıktı.   Hamid-Oğulları ile birlikte Osmanlı toprağı olan Antalya’yı kuşattığı sırada öldü (1423). Yerine İbrahim II. geçti. İbrahim Bey, Memluk nüfuzuna son verdi. Osmanlı aleyhine Sırp ve Macarlarla ittifak yaptı. 1433’te Macarlar Osmanlı’ya saldırınca İbrahim Bey de Beyşehir’i aldı. Osmanlılar Macarları yenince Karamanlılar üzerine yürüyüp Konya’ya kadar ilerledi. Bir daha Osmanlı aleyhinde çalışmamak koşuluyla sulh yapıldı (1435). Ardından Kayseri’yi aldı ve tekrar Osmanlı’ya saldırdı. Macarlarla tekrar ittifak yaptı. Karaman kuvvetlerinin Osmanlı topraklarında yaptığı zararlar yüzünden Murat II., İslam alimlerinden Karamanlılar aleyhine fetva aldı ve Macarlarla Segedin Antlaşmasını imzaladıktan sonra (1444) Karaman Seferine çıktı.

Çaresiz kalan İbrahim Bey, ağır şartlar altında anlaşma yaptı. II. Kosova Savaşında (1448) Osmanlı’ya yardım gönderdi. Aynı yıl Kıbrıslılardan Gorigos’u aldı. Osmanlı tahtına Fatih’in geçmesiyle ümitlenen İbrahim Bey, İstanbul Muhasarasında Venedik ile bir anlaşma yaptı. 1456’da Tarsus, Adana ve Gülek’i almak istediyse de Memlukler Karaman ülkesini tahrip ettiler. Fatih’in Kastamonu ve Trabzon Seferlerine yardım için ordu gönderdi (1461). İsfendiyar-oğullarını ortadan kaldırmasıyla Osmanlıların son büyük rakibi olarak Karamanlılar kaldı. İbrahim Beyin ölümünden sonra oğulları Pir Ahmet ve İshak taht kavgasına tutuşunca Osmanlı, Memluk ve Ak koyunlular iç işlerine karıştılar. Pir Ahmet Osmanlıların yardımıyla tahta geçince onlara Akşehir, Beyşehir ve Ilgın’ı verdi (1465). Bu arada başkenti tekrar Konya’ya taşıdı. Ancak, Pir Ahmet Akkoyunlu ve Venediklilerle anlaşma yapınca Karaman seferine çıkan Fatih Konya ve Karaman’ı alarak, oğlu Mustafa’yı Karaman Beylerbeyi yaptı. Pir Ahmet Tarsus’a kaçtı. Akkoyunlu, Venedik ve Türkmenler uzun mücadeleler verdiler. Osmanlının Akkoyunluları 1473’te Otlukbelinde yenmesi üzerine Gedik Ahmet Paşa önce Ermenek sonra Mennan Kalesini aldı (1474). Pir Ahmet Bayburt’ta öldü. Yerine geçen Kasım Bey, Fatih’in ölümüyle birlikte Beyazıt -Cem ihtilafında ortaya çıkarak, Cem’i destekledi ve Karaman Beyliği’ne tekrar egemen oldu. Cem, Rodos Şövalyelerine sığınınca  II. Beyazıt’tan aman diledi. Osmanlı himayesinde küçük bir beylik halinde başkenti Silifke olmak üzere İç-El’de hüküm sürmesine izin verildi.  Kasım Bey ölünce (1483) Karamanlıların en önemli yardımcıları olan Turgutlu aşiretinden Mahmut Bey başa geçti. Ancak Mahmut Bey Osmanlı Memluk savaşında Memlukları tutunca beyliğe son verildi (1487).

Arab tarihçisi İbn-i Fazlillah, 1332 senesine ait Anadolu ile ilgili bilgilerinde Karaman-Oğulları’nın, 750 bin nüfusa sahip olduğunu belirtmişti. Karaman oğulları en geniş şekliyle Karaman, Konya, Niğde, Kayseri, Ankara, Nevşehir, Kırşehir, İçel illerinin tamamı ile Antalya’nın doğusu (bu topraklar, 146.000 km2’dir) ve zaman zaman Antalya’nın batısı, Isparta ve Afyon bölgelerinde hüküm sürmüştür. Bu bölgelerde o zamanlar, 2 milyon nüfus olduğunu tahmin edebiliriz.
Türklük tarihi için çok önemli olan Karaman sahası, gerek Karaman-Oğulları devrinde, gerekse Karamanlıların çöküşünden sonra Osmanlı devrinde ve Kurtuluş Savaşı sırasında hemen her alanda çok değerli şahsiyetler yetiştirerek Türklüğe hizmete devam etmiştir. Büyük Türk velisi ve şairi Yunus Emre, Osmanlıların manevi kurucusu Şeyh Ede Balı, Dursun Fakih,  Osmanlıların meşhur Kaptan-ı Deryası Kemal Reis ve onun yeğeni ünlü Türk denizcisi Piri Reis, Kurtuluş Savaşının Doğu Cephesi komutanı büyük insan Kazım Karabekir Paşa, Redd-i İlhak Cemiyetinin lideri Hacim Muhittin Çarıklı bunlardan sadece bir kaçıdır.

{loadnavigation}